Kuramer’de yayımlanan, Montgomory Watt’ın “Muhammed Mekke’de” kitabından alıntıladığım -hâşâ- “Kur’ân-ı kerim Allah kelamı değildir. Peygambere beşer bir öğretmen tarafından yazdırılmıştır” şeklindeki ifadeleri, Cuma Divanı köşemde kaleme almamla birlikte, bilhassa ilahiyat fakültelerinde okuyan birçok talebeden bu yönde sorular ve açıklamalar gelmeye başladı. Bu genç kardeşlerim, bir kısım tefsir hocalarının maalesef bu tür fikirlerle dolu olduğunu hep müsteşriklerin ve bu mealde…
Kategori: Gazete makaleleri
Herkesin çektiği kendi işinin cezası!
Üç ayların içerisindeyiz. Resulullah Efendimiz üç aylar girdiğinde şu duayı çok okurlardı: “Allahümme barik lena fi Receb’e ve Şaban ve belliğna Ramazan.” (Yarabbi bize Recep ve Şaban ayını mübarek kıl ve Ramazan-ı şerife ulaştır…) Bizim de bu duayı dilimize vird edindiğimiz günlerdeyiz. Birdenbire bir koronavirüs, nam-ı diğer “Covid-19” çıktı, tüm dünya ile beraber bizi de esir aldı. Bununla ilgili o kadar…
Gerçek virüsü de görelim!
Beden et ve deridir, rûh bunun serveridir. Hakkın kudret sırrıdır, rûhsuz kalıp hoş değil… Daimî olarak bedeni düşünürüz en küçük bir rahatsızlıkta doktora koşarız ama kalbin hastalıklarını hiç düşünmeyiz. Hatta kalp hastalıklarının ne olduğundan dahi belki haberimiz yoktur. Kalbin en büyük hastalıklarından biri dünyaya bağlanmak ve düşkün olmaktır. Bu hâl kişiyi pek…
Bitik bir profesörün son çırpınışları!
Tefsir Profesörü Mustafa Öztürk, nam-ı diğer “şövalye” hakkında son birkaç ay içinde iki üç yazı kaleme aldım. Akıl almaz hezeyanlarını belirttim. Din-i İslam’a uymayan sözlerine değindim Hakkımda “Dinime dahleden bari Müselman olsa” başlıklı bir yazı kaleme almış. Dini nedir bilemedim! Zira kendisine tevdi ettiğim şu suallerin cevabını hiç vermedi! “Kur’ân-ı kerimde Cenâb-ı Hakk çelişkiler içerisinde” diyen Ömer Özsoy ile “Kur’an-ı kerim’deki…
Anglikan papazının kitabı KURAMER’de!
Geçen hafta KURAMER hakkında bir yazı kaleme almış ve bazı meş’um faaliyetleri hakkında bilgi vermiştim. Kur’ân Araştırmaları Merkezi gibi bir kurumun sitesinden yaptığı açıklama ise akıllara zarar idi. Hiçbir tenkidime cevap vermeyip yazdığım gazeteyi suçlamak nasıl bir akıl tutulmasıdır anlayamadım. Hâlbuki gazetedeki köşemde kendi adımla kaleme aldığım bir yazı idi. Yanlış ve hatalı bir şeyler…
İlahiyatçılar kimin elinde!
Geçen hafta Diyanet İşleri Başkanımız, Buhari’de ve Tirmizi’de yer alan mescit yapmakla ilgili bir hadis-i şerifi paylaştı diye neredeyse lince tabi tutuldu. İslam’ın “İ” sinden haberi dahi olmayan bazı yazarlar da meseleye balıklama atlayıp deizmin bu sebeple yayıldığını ifade edecek kadar -tabiri caizse- kafayı yediler!.. Oysa deizmin neden yayıldığını görmek isteyenler modernist ve tarihselci denilen bazı…
II. Abdülhamid Han’a bitmeyen kin!
Cihân bâki değil fânidir ey yâr Tedarikde ola gör imdi her bâr 102 sene önce Sultan II. Abdülhamid Han’a bu dünyada son vazife ifa ediliyordu. Ahmet Refik Bey’in ifadesiyle neredeyse bütün bir İstanbul halkı yollara dökülmüş Topkapı Sarayı’ndan II. Mahmud Han Türbesi’ne doğru götürülen cenaze alayını takip ediyorlardı. Gözlerden yaşlar süzülüyor,…
İdlib saldırısı ve Türkiye’nin tavrı
15 Temmuz ABD ile ilişkilerimiz açısından bir milattı. Zira ABD’nin FETÖ’ye on yıllardır verdiği destek ve sonunda gelinen nokta malum olmuştu. Kesin olarak biliniyordu ki darbe girişimi ile ABD’nin doğrudan ilişkisi vardı. İşgalin başarısız olmasına ve irtibatlı olduklarına dair belgelerin sunulmasına rağmen ABD yolundan asla dönmedi. Hatta neden başarısız olduk psikozu içerisinde Türkiye’yi başka yollardan çökertmek sevdasına…
Hareket-i arz!
Son yer sarsıntısı dolayısıyla Elâzığ ve Malatya’da vefat eden kardeşlerimize bu yazım vesilesiyle bir kez daha rahmetler olsun. Bölge halkına geçmiş olsun derken yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum… Eski Türkçede deprem, yer sarsıntısı, zelzele gibi kelimelerin karşılığı “hareket-i arz” idi. Biz küçükken bir yerde deprem olduğunda, büyüklerimiz kısaca “hareket olmuş” derlerdi. Hareketin ne olduğunu akabinde anlatılanlardan öğrenmiş olurduk….
Libya’da ne işimiz var?
II. Abdülhamid Han konuşulmaya başlandığında onu sevenlerin dahi zaman zaman istibdat ve müstebit gibi yakıştırmalar yaptığına şahit olmaktayız. Kitaplarımızda hâlâ “İstibdat Dönemi” yazısını görüp kahrolmaktayız. Hâlbuki yüce hakana yapılan bu isnatlar tam bir İngiliz ve Yahudi çalışmasının ürünüydü. Zira İngilizler binlerce ajanı ile İslam dünyasını karıştırmaya Müslümanları halifesine karşı ayaklandırmaya ve neticede son İslam devletini…
Libya, 500 yıl önce de yardım istemişti!
Abdürrahim Karakoç Bey; “Ellerin iline bahar gelirken/Bizim ile kar geliyor kardaşım” diyerek yakınıyordu. Peki, İslam ülkelerini on yıldır kan ve gözyaşına boğanların bu hadisenin başlangıcını bahar diye sunabilmelerini nasıl yorumlayacağız? Bu da mı en büyük algı operasyonuydu? Yoksa uyutma terapisi miydi? Yüz yıl önce çizilen haritaların sonu gelmiş, yeni bir yüzyılın planlaması mı yapılıyordu? Görülmemiş katliamlara sahne…
Şimdi de İran tehlikesi!..
Türk milletinin başına nasıl bir çorap örülüyor? Nasıl bir kıskacın içerisine alınmak isteniyor belli değil! Sanki tarihin en zorlu sınavından geçiyoruz. Nereye gidiyoruz anlamak zor! Biz, ailemiz ve gençliğimiz üzerinde planlanan korkunç oyunlara aylardır dikkat çekmek isterken yeni bir proje karşısında bir kez daha sarsıldık! Aslında bu proje de uzunca bir süredir devam etmekte imiş….






