UNESCO 2007 yılını, Hazreti Mevlâna’nın vefatının 800. yıl dönümü olması hasebiyle “Mevlâna Yılı” ilan etmişti. Bu itibarla neredeyse tüm dünyada Hazreti Mevlâna, konferanslar, sempozyumlar ve panellerle anılmıştı. İşte bu sempozyumlardan biri de Fransa’nın Strasburg kentinde Türk ve Fransız bilim adamlarının katılımıyla düzenlenmişti. Strasburg Üniversitesinde Arapça ve İslami Çalışmalar Bölümü’nde İslami Çalışmalar Profesörü olan aynı zamanda sufilik uzmanı bulunan Prof. Dr….
Kategori: Gazete makaleleri
Dinde tahribata dikkat!
Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde şöyle diyordu: El açsam geçenlere kavşağında bin yolun Müslüman olun aman aman Müslüman olun Ancak nasıl bir Müslüman olması gerektiğini de şu şekilde ifade ediyordu: Müjdecim, kurtarıcım, efendim, peygamberim: Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim Günümüzde İslamiyeti tarihselci veya…
Yeni bir harekâtın eşiğinde!
Türkiye, Suriye’de üçüncü harekât için gün sayıyor. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarından sonra eller bir kez daha tetikte. İlk ikisinde Türkiye istediği neticeyi net bir biçimde elde etti. Uygulamaları ile bölge halkının büyük güvenini kazandı. Bu itibarla Suriye’nin, terör örgütleri elindeki diğer bölgelerinde de yıllardır perişanlık içerisinde yaşayan halkı, Türkiye’nin müdahalesini özler hâle gelmiş durumda olup her vesile…
Merdim deme zinhar!
Şeyh Sadi şöyle naklediyor: Bir sene Belh’den, Hint hududundaki Şamiyan şehrine yolculuğa çıkmıştık. Yol, haramiler yüzünden tehlikede idi. Bir genç, kılavuz olarak bize yoldaş oldu. Kalkan oynar, mükemmel yay çekerdi. Silahşor olup son derece güçlü kuvvetli idi. On iki yiğit onun kemanını ancak kurabilirlerdi. Yeryüzünün pehlivanları sırtını yere getiremezlerdi. Fakat bu genç, naz, nimet içinde…
Bu zata dikkat!
Fazlurrahman!.. 1919 yılında Pakistan’ın Hazara şehrinde doğan Fazlurrahman, 1940’ta Pencap Üniversitesi Arapça bölümünü bitirdi. 1942’de aynı üniversiteye asistan olarak girdi. Burada başladığı doktora çalışmasını, daha sonra İngiltere’ye giderek devam ettirdi. Daha on yaşında iken Kur’ân-ı kerimi ezberlemiş ve uzun yıllar boyunca tanınmış Ehl-i sünnet âlimlerinden dersler alarak yetişmiş olmasına rağmen İngiltere’deki hocaları, kendisinin İslam felsefesi(!) üzerine…
Hürriyet mankurtları!
Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi’ndeki bu beytinde hürriyetin insanı esaretten kurtaran fakat sonunda kendine esir eden bir güzel olduğunu vurgulamakta idi. Ancak kimden ve neden kurtuluyorlardı ve bu yeni esaret onlara ne sonuçlar hazırlıyordu, biliyorlar mıydı acaba? Zira hürriyet, müsavat,…
Öyle bir coğrafya ki!
Öyle bir medeniyet coğrafyasında yaşıyoruz ki, çocuklar doğduğunda sağ kulağına Ezan-ı Muhammedî ve sol kulağına kamet okunmaktadır. Böylece bu coğrafyada doğan çocuklar ilk olarak Cenâb-ı Hakk’ın ve resulünün ismini duymaktadırlar. Ardından çocuğun kulağına ismi söylenmektedir. Bu isimler çoğunlukla Ahmet, Mehmet, Muhammed, Mustafa ve Kasım gibi doğrudan Resulullah efendimizi hatırlatan bir isim olmaktadır. Dolayısıyla bu coğrafyanın gençleri birbirlerine hitap ederken dillerine mutlaka…
Yunus’tan, günümüze muazzam ikaz!
Çıktım erik dalına anda yedim üzümü, Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu! Yunus Emre hazretleri, erik dalından üzümü nasıl yemişti? Bostan sahibinin kızmasından ağacın başkasına ait olduğu anlaşılıyordu. Ancak bostan sahibi erik dalında üzüm yiyen adama cevizimi (koz) neden yiyorsun diyerek paylamıştı! Şiirin ihtiva ettiği şu manaları değerlendirirken Yunus Emre,…
İşte bütün mesele!
İlahiyat fakültelerinde yetişen talebelerden çokça duyduğumuz bir cümle şu şekildedir: “Din bir, peygamber bir iken ve peygamber bir tane şeriat getirmişken mezhep neden dört olsun? Peygamber zamanında mezhep mi vardı?” Bu tam cahilane bir sözdür. Fakat dinî ilim tahsilinin henüz başında olanları aldatma hususunda oldukça tesirli bir metottur. “Hazreti Peygamber zamanında mezhep mi vardı?” diyenlere aslında tek bir…
Âlimler güneş gibidir!
Ömrü köylerde geçmiş, geceleri dağ, bayır ve kırlarda dolaşmış olanlar mutlaka görmüşlerdir. Çok ufak, ele avuca gelmeyecek ateş böcekleri ışıl ışıl parıldarlar. İşte birisi merakla, o böceklerden birine sormuş: “Ey geceleri ışık saçan minik böcek! Gündüz neden hiç ortada yoksun, niçin görünmezsin?” Ateş böceği bu suale öyle manidar bir cevap vermiş ki! Akıllılar alkış tutarlar!…
Âlim peygamber tanımayınca!
Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere, Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu… Sinek kartalı nasıl yere vurdu ve Yunus tozunu nereden gördü? Düşün dur! Yunus’un bu beyti muamma beyitlerdendir. Anlayana ise ne ibretler saklıdır. Bilhassa günümüzde, daha kendisini tanımaktan aciz olup kartal gibi havalarda gezenlere… Bakınız ecdadımızı araştırdığımızda şunu…
Akli ve naklî ilimler
Osmanlılar da dâhil, İslam tarihinde ilimler, akli ve naklî olmak üzere iki bölüme ayrılmıştı. Elbette bu bölünmede metot, kaynak, maksat ve değerlendirme farklılıkları bulunuyordu. Akli ilimler felsefi bilimlerdi. Yani aklı kullanmak suretiyle mevcut bilimi daha geliştirmek ve ileriye taşımaktır. Bu ilimlerin metodolojisi, deneme yanılma yoluyla deneyler yapma, tartışma, gözlemleme vs. uygulamalarla ilmi yenileme, geliştirme ve…






